İnönü Üniversitesinde Atatürk’ü Anma Konferansı Düzenlendi

Kampüs · 13 Kasım 2019 · 0

İnönü Üniversitesinde Atatürk’ü Anma Konferansı Düzenlendi

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezi’nde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 81. Ölüm Yıldönümünde “Atatürk’ün Hastalıkları” konulu konferans düzenlendi.

 

Saygı duruşu ve İstiklâl Marşı’nın okunmasının ardından başlayan konferansa Arguvan Belediye Başkanı Mehmet Kızıldaş, İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdulkadir Baharçiçek, Turgut Özal Tıp Merkezi Başhekimi Prof. Dr. Ali Beytur, Karaciğer Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sezai Yılmaz, akademik personel ile öğrenciler katıldı.

 

Karaciğer Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sezai Yılmaz Atatürk’ün erken yaşlarda karşılaştığı sağlık problemleri ile vefatına kadar olan süreçteki hastalıkların araştırmalarını katılımcılara slayt üzerinden anlattı:

 

“Atatürk, kardeşleri gibi difteri hastalığına yakalanmıştır. Ama hastalıktan kurtulmayı başarmıştır. 1895-1896 yıllarında Manastır Askeri İdadisinde yani Askeri Lisede okurken sıtmaya yakalanıyor. Bu sıtma olayı hayatının çok değişik yerlerinde karşısına çıkıyor. 20 yaşına varmadan Harp Okulunda idrar yolu enfeksiyonu kapıyor. Tam tedavi edilmediği için sık sık bu problemlerle boğuşuyor. 1909 yılında İstanbul’da Gülhane Hastanesinde 3 gün böbrek hastalığı nedeniyle yatıyor. 1912' de Trablusgarp Derne'de bir göz rahatsızlığı geçiriyor. Trablusgarp cephesinde kolundan yaralanıyor. Yanındakilerin ısrarına rağmen gidip koluna baktırmıyor ve onlara ‘çok kan kaybediyorsam da askerin kuvvet ve maneviyatını bozmamak için hattı harpten çekilmeyeceğim’ diyor. 1917'de Diyarbakır’da böbrek rahatsızlığı nükseder ve tedavi için İstanbul'a geri döner. Tam iyileşmeden Sultan Vahdettin'in Almanya gezisine katılır. Dönüş yolunda trende rahatsızlanır. 1 ay kadar Pera Palas'ta 201 Nolu odada istirahat eder ve sol böbrek hastalığı tanısıyla tedavi edilir. 25 Mayıs - 12 Haziran 1919 tarihlerinde havza kaplıcalarında böbrek rahatsızlığı nedeniyle tedavi edilir. 22 Mayıs 1927 gecesi sol kolunda ve göğsünde şiddetli bir ağrı oluyor, orada hemen bulunan doktor Refik Saydam bir morfin iğnesi vuruyor. Neşet Ömer İrdelp İstanbul'dan çağırılıyor. Rahatsızlığın çok çalışma ve yorgunluktan ileri geldiği düşünülüyor. Dinlenme, alkol, tütün ve kahveden vazgeçmesi söyleniyor.”

 

Prof. Dr. Sezai Yılmaz, Atatürk’ün zamanla ilerleyen rahatsızlığını muayene eden doktorların tutmuş oldukları notları paylaşarak doktorların hastalığa tanı koyma süreçlerini açıklayıp şu şekilde devam etti:

 

“Profesör Doktor Nihat Reşat Belger Atatürk'ü muayene ediyor ve Atatürk'ü muayene ettiği zaman diyor ki: ‘Karaciğer 3 parmak büyümüş, sertleşmiş. Kaşıntının nedeni karaciğere bağlı.’ Orada tanıyı koyuyor. Yani 22 Ocak'ta tanı konmuş. Nihat Reşat Belger ise ‘Atatürk'ü ilk kez 1937 Haziran ayında Yalova'da muayene etmiştim. O tarihte kendisinde siroz hastalığına ait hiçbir alamet görmedim. Fakat bu tarihten 8 ay sonra yani 22 Ocak 1938'de yine Yalova'da yaptığım muayenede karaciğerdeki rahatsızlığın arazını tespit ettim’ diyor. Prof. Dr. Nihat Resat Belger, Dr. Fissinger ve Neşat Ömer İrdelp tarafından verilen raporda teşhis mart ayında formüle edilen teşhistir. Dr. Fissinger, Türk doktorlar gibi siroz tanısında bulunuyor ama alkole bağlı değil de Hancock Gilbert  tipi siroza bağlıyor.”

 

Prof. Dr. Yılmaz, Atatürk’ün uzun istirahat döneminin ardından sağlığında düzelmelerin olduğunu ve Fransız basının sağlığı hakkındaki olumsuz haberleri tersine çevirmek için Ankara’da 19 Mayıs etkinliğine kaldığını ifade etti. Prof. Dr. Yılmaz, Atatürk’ün Hatay probleminin çözümlenmesi için Mersin’e gittiğini ve bu süre zarfında karnındaki su birikiminin de arttığını belirtti.

 

Prof. Dr. Yılmaz, Atatürk’ün sağlık durumunu şöyle açıkladı:

 

“Atatürk son beş ayda karnında asit birikmeye başlamış. Yani Mayıs’ın sonlarından itibaren Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim ve Kasımın ilk 10 günü beş ay asit ile mücadele ediliyor. Fissinger o zamanki Cumhurbaşkanlığı Genel Sekteri Hasan Rıza Soyak'a bu hastalığın sırf içkiden gelmediğini bazı hastalarının hayatları boyunca hiç içki içmediklerini, hastalığın daha başka ve mühim amilleri olduğunun kabul edilmesi gerektiğini söylüyor. Yatak istirahatinde uyumsuzluk, beraberinde ateş ve sarılık, halsizlik ve karnındaki sıvı birikimine bağlı nefes darlığı iyice artıyor. Dolmabahçe’deki müdavi doktorlar tekrardan görevlendiriliyor. Nihat Reşat Belger, Neşat Ömer İrdelp, Mehmet Kemal Öke, Akil Muhtar Özden, Hayrullah Tiker, Hidayet Serter, Abravaya Marmaralı, Mehmet Kamil Berk’tir. 31 Temmuz 1938 Viyana Tıp Fakültesinden Dr. Eppinger davet ediliyor. 1 Ağustos 1938’de Berlin Tıp Fakültesinden Bergman geliyor. Aslında o yıllarda Dr. Eppinger, Dr. Fissinger’den sonra karaciğer hastalıkları konusunda Avrupa’da iki numaralı isimdir. Celal Bayar doktorları topluyor. Hastalığın esaslı nedeninin alkol olduğuna karar veriyorlar. Bu hastalığa sıtma da etki etmiş olabilir deniyor. Eylül ayına gelindiğinde karındaki sıvı miktarı çok artmış. Nefes almakta artık zorluk çekiyor. İdrar miktarı yok denecek kadar az, 5 Eylül’de Atatürk kendi vasiyetnamesini yazıyor. Türk doktorlar fonksiyon işlevine yani Parasentez işlevine, karnındaki asidi boşaltma işlemine karar vermesi için Fransız Dr. Fissinger getirilmesi isteniyor. 7 Eylülde Fissinger ve diğer doktorların hazır bulunduğu durumda Mim (Mehmet) Kemal Öke parasentezi gerçekleştiriyor. Atatürk’ün karnından 12 litre sıvı boşaltılıyor. 8 Eylül’de bir rapor hazırlıyorlar. Bu raporda karaciğerin Mart 1938’dekiyle aynı büyüklükte ama küçülmediğini, 18 cm büyüdüğünü bu vaka da alkolik veya alkolik siroz mevzu bahis olamaz deniyor. Fakat mevzu bahis olan Hanock Gilbert tipi Hipertrofik siroz diye bir rapor hazırlıyorlar.”

 

Prof. Dr. Sezai Yılmaz son olarak, hastalığın son evrelerini ve yapılan işlemleri şu şekilde anlattı:

 

“22 Eylül’de ikinci parasentez yapılıyor ve 12 litre boşaltılıyor. Parasentezi kesi yapıyorlar. Anestezi eşliğinde sıvı öyle boşaltılıyor. Ekim 1938’de Atatürk, hastalık ilerlemesine rağmen yine de devlet işleriyle ilgileniyor. 17 Ekim 1938’den itibaren hükümet Atatürk’ün hastalığı ile ilgili ciddi açıklamalarda bulunuyor. 20 Ekim 1938’de dört gün komada kalıyor. 4 gün sonra idrar çıkışı artıyor. 7 Kasım’da üçüncü parasentez yapılıyor. 8 litre sıvı boşaltılıyor. 8 Kasım 1938’de özofagus kanaması geçiriyor. Ölümünden iki gün önce özofagus kanaması oluyor.  Otopside tanı olarak asitli siroz diye tanı koyuyorlar. Ölüm nedeni alkolik siroz tanısı rapor ediliyor.”

 

İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay, Karaciğer Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sezai Yılmaz’a teşekkür etti ve şunları söyledi:

 

“Bugün bu olsaydı. Sorununu cevabı bizim hastanemizde biz kurtarırdık. 80 – 90 yaşına kadar yaşardı. Karaciğer rahatsızlığını hastanemizde tedavi ederdik. Demek ki 81 yılda ne kadar gelişti Türkiye, görüyoruz. Size de çok teşekkür ediyoruz. Şimdiye kadar bu konu hakkında hazırlanmış en kapsamlı bilgiyi sizden dinledik. Çok teşekkür ederiz.”

 

Haber: Nisa Öztuna- Habibe Ödemiş

Tags

Künye     ·     Hakkımızda     ·     İletişim     ·     Tanıtım Videosu     ·     İnönü İletişim Arşivi     ·