Prof. Dr. Recep KARABULUT

27 Ağustos 2018 · recep.karabulut@inonu.edu.tr · 0 Yorum · Tüm Makaleler

KOD ADI: BRUNSON, KOD ADI: KUR

Son birkaç haftanın özellikle son günleri $/TL oranını ne olacağı memleketin birinci meselesi olarak konuşuluyor. Mesele liranın değerinin korunması ve çözüm Papaz Brunson’un*(PB)  iadesi ise! verelim PB’yi mesele hallolsun. ABD başkanı Türkiye ile aralarının iyi olmadığını ve Türkiye’den ithal ettikleri yıllık yaklaşık 1 milyar dolarlık alüminyum ve çelik vergilerini iki katına çıkardığını açıklıyor. 50 yıllık stratejik ortaklık! PB uğruna heba oluyor.


 Peki kim bu PB Türkiye’de neden tutuluyor?


FETÖ ile irtibatlı.


FETÖ ne yapmış?


Türkiye’yi işgal etmenin (Aynı zamanda İslam Dünyasını teslim almanın) yolunu açmak için silahlı gücüyle hain bir darbe girişiminde bulunmuş, yurtta sulh cihanda sulh sloganıyla yönetimi ele geçirmeye kalkışmıştı.


Peki kim(ler)i yönetime oturtulacaktı?


Darbe girişimi sırasında kim iktidardaydı?


Bugün kim iktidarda?  


FETÖ bugün nerede ve kimler tarafından koruyor?


Gezi başkaldırısını-Vandalizm’ini, (Kod adı: yeşil-çevre), 17-25 Aralık yargı darbesini (Kod adı: hırsızlık-yolsuzluk) ve 15 Temmuz işgalini (Kod adı: yurtta sulh cihanda sulh) planlayanların, ülkeyi kaosa sürüklemeyi organize edenlerin hedefi Recep Tayyip Erdoğan değil miydi? Ama hedef alınan iktidar hala yerinde. Hem de 24 Haziran’da, cumhurbaşkanlığı hükümet modeli ile, ilk turda halktan aldığı %52’lik daha da güçlü bir destekle. O halde bu iktidarın yönetimden uzaklaştırılması için savaşa devam!


FETÖ’yü büyütüp kollayan, PKK/PYD terörünü eğitip, nereden üretildiği belli ol(may)an İŞİD canavarı ile mücadele ediyorlar yalanını uydurup örgüte binlerce tır silah göndererek teröristleri eğitip benim karasal askeri gücüm diyen, Türkiye’yi İŞİD’e destek veriyor, silahlandırıyor iftirasını yapıştırmak için içerden FETÖ+GAZETECİ+SİYASETÇİ desteği alan odak, Türkiye’den ne istiyor da Türkiye yapmadığı veya vermediği için bunca belayla uğraştırıyor?


Sadece Türkiye’mi?  İran ve Rusya bu işin neresinde?


Bundan iki yıl önce İran nükleer çalışmalarını denetim altına alan ve İran’a uygulanan ambargonun kaldırılması ile sonuçlanan ve 5+1 olarak adlandırılan (ÇinFransa, İngiltere, Rusya, ABD ve Almanya) anlaşmayı ABD tek taraflı bozdu. Gerekçe olarak da, Nisan 2018 sonunda İsrail ile birlikte yaptığı açıklamada; İran'ın, gizli nükleer silah programını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) açıklamadığını belirtti. Oysa, UAEA Direktörü Yukiya Amano Mart 2018 de “İran anlaşmanın gereği taahhütlerini yerine getiriyor” diye beyanatta bulunuyordu. Bu Rapora rağmen ABD bu anlaşmadan tek taraflı çekildiğini ve İran’a Ambargo uygulayacağını Mayıs 2018 tarihinde ilan etti. Bununla da kalmayıp İran ile ticaret yapacak ülkeleri de dövmekle! tehdit etti. Peki, dünyada en çok nükleer silah denemesi yapan,–çocuk-kadın-yaşlı-sivil demeden Nagasaki ve Hiroşima’da atom bombası ile 10 binlerce insanla beraber bölgedeki bütün canlıları katleden ABD’nin bu anlaşmayı bozmaktaki maksadı ne?


Rusya'ya ait savaş uçağı 24 Kasım 2015'te Türk jetleri tarafından güney sınırlarımızda düşürüldü. Uçağı düşüren iki pilotun 15 Temmuz darbe girişiminden tutuklandığı açıklandı.


19 Aralık 2016'da, Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov Ankara'daki suikastta  hayatını kaybetti. Polislerle girdiği çatışma sonrası öldürülen suikast tetikçisinin Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevli saldırgan Mevlüt Mert Altıntaş’ın FETÖ mensubu olduğu Türk-Rus ortak soruşturmasında anlaşıldı. Bu her iki olay da varsa iyi olan Türk-Rus ilişkilerini düşmanca tutum haline getirmenin planları değil miydi?


İngiltere, eski Rus ajanı Sergey Skripal ile kızı Yuliya’nın 4 Mart'ta  Londra'da ölümünden Moskova’yı sorumlu tutmuştu. Aradan 4-5 ay geçtikten sonra ABD bu olayı gerekçe göstererek Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uygulayacağını açıkladı. Rus rublesi şu anda dolar karşısında tarihinin en düşük değerini yaşıyor.  1 Şubat 2018 tarihinde değeri 56 ruble olan dolar 10 Ağustos tarihinde 67 ya çıkmış durumda.



Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi (15 ülke) dünya petrol rezervlerinin üçte ikisine sahip. Bu ülkeler aynı zamanda dünya petrol talebinin üçte birini karşılıyor. OPEC üyesi dört ülkenin S. Arabistan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in toplam içindeki payları ise yüzde 63 civarında. Saddam’ın Kuveyt’i işgal girişiminden sonra, Irak’ı işgal eden ABD Kuveyt’i ise özgürlüğüne kavuşturdu! Ekonomik kriz yaşayan Mursi’nin Mısır’ı Sisi’nin darbesinden sonra S. Arabistan ve BAE tarafından gönderilen 20 milyar dolar yardım! ile belini doğrultmaya çalışıyor.


Bu konuları hatırlatmanın nedeni, yazının başında “mesele liranın değerinin korunması ve çözüm Papaz Brunson’un iadesi ise, verelim PB’yi mesele hallolsun” sorusuna, mevzunun ne kadar kapsamlı ve derin olabileceğini ve işin aslının ne PB’nin iadesi, ne liranın değer kazanıp-kaybetmesi VE ne de asıl meselenin Recep Tayyip Erdoğan meselesi olmadığını daha net görebilmek için.


Madem mesele bu değil, ABD’nin binlerce kilometre ötelerden neye, neden müdahil oluyor ve bizden ve bölgeden ne istiyor?


İlki, bölgedeki doğal kaynak zenginliklerinin kontrolünü elinde tutmak istemesi, ikincisi ise, büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyarak ve Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi olarak kuruluşundan beri sürekli desteklediği, Arz-ı Mevud hayalini gerçekleşmek isteyen İsrail’in her zaman yanında olduğunu göstermek ve güvenliğini sağlamak.**


Bu iki amaca ulaşmada kendine tehdit gördüğü ve hedefe gitmeye mani olacak muhtemel bütün politika ve oluşumları bertaraf etmeyi kendine misyon olarak belirlemiştir. Bunun için bölgede doğrudan veya vekilleri aracılığı ile kimlerle, hangi odaklarla ve nasıl yönetimler kullanarak işbirliği yaptığını hep birlikte izlemekteyiz.


Eğer ülkenin idaresinde uyumlu! yöneticiler varsa NO PROBLEM. Darbe ile gelmiş diktatör olması, krallıkla idare ediliyor olması, Şeriatçı! cübbeli, sakallı şeyh olması, Arap, Kürt ya da Şii olması fark etmez yeter ki misyonlarına gölge etmiyor olsun, dokunulmazlıkları vardır.


Türkiye gerek tarihte üstlenmiş olduğu misyonuyla, dinamik nüfusu, gelişen ekonomisi ve coğrafik konumu ile bölgede siyasi ve ekonomik bir güç ve öncü olma potansiyeli olan bir ülke ve aynı zamanda muhtemelen bir tehdit olarak algılandığı içindir ki hedefteki ülke olmuştur. 1 Mart teskeresi, Filistin’in BM üyeliği, Mavi Marmara Gemisi, Davos ONE MINUTE çıkışı, BM de Kudüs’ün başkent olmasının oylanması, Katar ambargosuna karşı tavır, bağımsız Kuzey Irak Kürdistan hamlesi, Fırat Kalkan ve Zeytin Dalı harekâtları bahsedilen potansiyelin göstergeleridir.


O halde bu Ülkenin ya uyumlu yöneticileri olmalı ya da bu gücün pasifize edilmesi gerekir. Herkesle kavgalı-huysuz-memleketi kutuplaştırmış imajı oluşturulmuş yöneticileri ile dışarda ve içerde yalnız bırakılmış, aciz duruma düşürülmüş, IMF kapısında beş sente bekleyen fukara, dostu az düşmanı çok hale getirilmiş, içerde kavgası-kaosu bol, enerjisini ve zamanını lüzumsuz boş işlere harcayan, dini eğitimini de imalatını da merdiven altında yapan, her köşesinde işsizi-güçsüzü-mutsuzu çok bir ülke ne güzel yönlendirilir değil mi!?


Madem sizi yönetenleri, FETÖ ile, PKK ile, Suriye politikamız ve Suriye’deki askeri gücümüzle, Kuzey Irak Bağımsız Kürdistan hamlemizle, Gezi kalkışmasıyla, 17-25 Aralık darbesi ve 15 Temmuz gecesi sulh parolasıyla bertaraf edemedik, madem Rusya’yla, İran’la sizi savaştırıp telef edemedik, (Ama ne iyi olurdu bir taşla üç kuş!) denedik denedik sandıkla da gönderemedik, O halde sıkı durun en etkili hamlemiz geliyor. Halkın ekmeği ile oynamak. Kod adı: Brunson ve Kur. İşte bu çok etkili bir yöntem. Bu yöntem nerede tutmadı ki. Arjantin’de ve Şili’de on yıllık iktidarlar gitti. Tunus’tan Bahreyn’e kadar bütün bölgeyi kasıp kavuran Arap Baharı bu gerekçeyle başlatıldı. Mısır’ın Sisi’si bu yöntem ile Mursi’yi bertaraf etti. İran rejimi bile bu yöntemle sallanıyor…


İçinde bulunduğumuz ahval Türkiye’ye karşı başlatılmış aşikâre bir saldırıdır. Mesele ne PB ne de lira meselesidir. Mesele Türkiye meselesidir. Belki de 15 Temmuz hain işgal girişiminden daha şedit ve daha uzun vadeli bir saldırı altındayız.  Vakit dirayetli ve sabırlı olma, yardımlaşmayı artırma, gereksiz sen ben münakaşalardan uzak durma, her zamankinden daha sıkı, daha ciddi, daha çok çalışma vaktidir. Ne sarı öküzü kaptıralım ne de palan vuranımız olsun. 


*İzmir'deki Protestan cemaatine ait Diriliş Kilisesi'nin ABD'li Pastörü Andrew Craig Brunson

** Bu yazımızda ön plana çıkan iki amacı belirtme istedik. Elbette bunların haricinde hedefler de olabilir.

Künye     ·     İletişim     ·     Tanıtım Videosu     ·     İnönü İletişim Arşivi     ·