İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Aktif Ersoy’u Anma Konferansı Düzenlendi

Kampüs · 15 Mart 2019 · 0

İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Aktif Ersoy’u Anma Konferansı Düzenlendi

98’inci yılında İstiklal Marşı İnönü Üniversitesi Rektörlüğü tarafından düzenlenen konferans ile anıldı.


Hoca Ahmet Yesevi Konferans Salonu'nda düzenlenen İstiklal Marşı'nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u   Anma Programı'na İnönü Üniversitesi Rektörü  Prof. Dr. Ahmet Kızılay, Rektör Yardımcısı  Prof. Dr. Abdulkadir Baharçiçek, Rektör Danışmanı Doç. Dr. İlhan Erdem, Prof. Dr. İsmet Emre, akademik personel ile öğrenciler katıldı.


Rektör Kızılay, 12 Mart İstiklal Marşı'nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü vesilesiyle Prof. Dr. İsmet Emre’nin İnönü Üniversitesi'nde bulunmasından memnun olduğunu ifade etti.


Prof. Dr. İsmet Emre konuşmasında "Korkma" kelimesini tahlil etti, Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı'nın önemine değindi ve şu ifadeleri kullandı:


“Dünyanın hiçbir marşı "korkma" diye başlamıyor. Yine bir insanın ne kadar önemli olduğunu göz önüne sermeliyim ki İstiklal Marşı için gönderilmiş olan 724 metinden hiçbiri Akif'in yazmış olduğu İstiklal Marşı’nın yanına bile yaklaşamamış. Yeri gelir tek bir uyanık bütün uyuyanları uyandırır. O bakımdan da tekrar tekrar hatırlanmaya layık bir millî şairimizdir. Niye "Korkma" diye başlıyor? Korku nedir? Korku, ümidin neresinde durmaktadır. Korkma diyorsa bir devlet büyüğü halkına, demek ki ortada korku duygusu ve korkan özneler var. Kime korkma deriz? Korkmaktan kanı çekilmiş, korkmuş olmaktan kaynaklı benzi solmuş olana, kanı çekildiği için iradesi donmuş olana deriz."


Prof. Dr. İsmet Emre, Batı'nın korku duygusunu kullanarak insanları ve toplumları etkisi altına aldığını vurgulayarak şu şekilde konuştu:


“Kitabımız insanı tarif ederken "Havf  reca arasında" der yani ‘korku ile ümit arasında’ ümit ne kadar insanî, hayatı bize hissettiren bir duygu, korku ise bir o kadar bizi uzaklaştıran duygudur. Korktuğu için görüş alanı bulanıklaşan hasta insandır. Tıpkı 19. yüzyılda Batı'nın korkuttuğu Doğu, Batılıların zulme boğduğu dünyada Batılıların hışmına uğrayan Müslüman ve Türk dünyasında olduğu gibi. Şu anda yaşadığımız birçok şeyin de 19.yüzyılda tohumu atılmıştır ve şimdi ise o tohumun dal budaklarıyla uğraşıyoruz. Akif'in içine doğduğu dünyada, Batı Avrupa bizim medeniyetimizden 500 bin yıl sonra medeniyete geçti. Sonradan görme medeniyet, maddî üstünlüğü ele geçirdiği andan itibaren medeniyet kurgusu çok ciddi manada maddeleşme eğilimi gösterdi. Baktığı her yerde maddeyi gören özneleştiren düşüncesine sahip oldu. Avrupa’nın 'Aydınlanma' dediği derdest ettiği o değerler sisteminin tek amacı vardır: Demokrasi, hak hukuk, evrensellik, küresellik vb. ürettiği bütün ürünler sadece ve sadece Avrupa’nın refahı içindir. Demokrasi, İnsan Hakları Evrensellik Bildirgesi, daha güzel dünya, konforlu yaşam sadece onlar içindir. Çünkü bu medeniyet kurgusu doğrudan doğruya sadece kendisini insan, kendisi dışında kalan bütün coğrafyaları, bütün ırkları, kültürleri ve medeniyetleri insan dışı olarak görmektedir." 


Batı'nın kendi coğrafyası dışında kalan toplumları köleleştirmek veya yok etmek için izlediği yolu açıklayan Prof. Dr. Emre "Akif'in hayata gözlerini açtığı 1870'li yıllardan başlayarak o korku psikolojisine bizi götüren ve bizi İstiklal Marşı’nın ilk kelimesine, o korkuyu aslında gelecekte alacağımız bir menzile dönüştüren kavramın gerisindeki yol haritasını çıkarmamız gerekiyor. Batı, fen bilimlerini tahkim ederek kendi coğrafyası dışındaki insanları yok etmenin, yok edemiyorsa kontrolü altında tutmanın, kontrolü altında tutmak için de tasnife tâbi tutmanın bir aracı olarak kullanmıştır." dedi.


Mehmet Akif Ersoy’un marşı yazdığı dönemde hâkim olan korku ve korku stratejisine değinen Prof. Dr. İsmet Emre "Akif'in vatandaşı olduğu Osmanlı Devleti, Tanzimat ile bilirlikte geri çekilme sürecini hızlandırdı, ‘korkma’ diye başlayan mısranın hangi ruh hâliyle yazıldığını anlamak gerekir. Bir sabah uyanıyorsunuz ülkenin farklı yerleri başka ülkeler tarafından alınmış ve gittikçe küçülen bir coğrafyada yaşıyorsunuz. Kosova gittiğinde oranın camileri de gitti. Bosna gittiğinde oranın medreseleri de gitti. Orta Doğu’dan karış karış çekildiğinizde bütün kutsal topraklar, kutsallığı ile birlikte gitti. Karşınızda öyle bir düşman var ki, asla ama asla acıması yok. Dünyanın en büyük kadersizliği Avrupa medeniyetinin kuruluş aşamasında Antik Yunan öncesini hesaba katmamış olmasıdır. Akif korkmasın da ne yapsın, Osmanlı vatandaşı korkmasın da ne yapsın. Çünkü sadece maddî kayıp yaşanmıyor, bütün bir tarihi yok ediliyor. Aslında korku bir strateji ve o stratejiye ‘korkma’ diye cevap verilir." şeklinde konuştu.


Prof. Dr. İsmet Emre korkunun bir politik keder oluşturduğundan bahsederek şu şekilde devam etti:


"Politik keder diye bir şey var. Muhataplarınızda korku yaratmak suretiyle onların elindekileri kendilerinin vermesini sağlarsınız. Korkan kişi canı incineceğini düşünür, bir müddet sonra değersizleşir ve değerden uzaklaşır. Kimlik kaybına uğrar çünkü korkan kişi aynı zamanda aşağılanır kendini güçsüz hisseder. Çünkü kişi güçsüz hissettirene karşı edilginleşir. Bugün bütün dünyadaki aşağılık kompleksinin, bizdeki aydının da sahip olduğu aşağılık kompleksinin bir sebebi de budur."


Son olarak korku ve aşağılanmışlık duygusunun altında üretimsizlik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İsmet Emre üretmeyip tüketmek zorunda olmanın, üretim sağlayanların emrine girmek olduğunu belirtti.


Programın sonunda İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay tarafından Prof. Dr. İsmet Emre'ye  hediye takdim edildi.


Haber: Habibe Ödemiş

Tags

Künye     ·     Tanıtım Videosu     ·     İletişim     ·     İnönü İletişim Arşivi     ·