Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ozan Saray

Ekonomi · 02 Ocak 2019 · 0

“Ekonomik Krizin Üç Kritik Aşaması Var”

İnönü Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ozan Saray İNÜHABER’e ekonomideki dalgalanmaların nasıl oluştuğunu anlattı. Saray, bundan sonra neler yapılması gerektiğiyle ilgili de bilgi verdi.


Ekonomik krizin; yaygın şirket iflasları, aşırı fiyat dalgalanmaları, bankacılık faaliyetlerindeki aksaklıklar ve döviz kıtlığından oluşan dört farklı olgunun bir arada görülmesiyle meydana geldiğini söyleyen Saray, söz konusu dört faktörün aynı anda ortaya çıkmasının “finansal kriz” olarak adlandırıldığını söyledi.


Merak edilen konuların başında ekonomimizin bu duruma nasıl geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Saray “Tabi bu durumu yaratan içsel ve dışsal nedenler oldu. 2008 krizi sonrası dönemde, 2008 ile 2010 arasında ABD başta olmak üzere Avrupa Birliği gibi gelişmiş ülkeler ya da ülke blokları krizden çıkmak için genişletici para ve maliye politikası uygulamaları izlediler. Bizler de doğal olarak bu kervana katıldık ve yaptığımız bu genişleyici uygulamalarda, 2009 dönemi itibariyle doğruydu. Ancak ülkemiz ekonomisi bu genişlemeyi 2010’dan sonra da sürdürdü. Tabi burada içsel faktörler de etkili oldu. Hepimizin de bildiği 2016 yazında elim bir darbe girişimi oldu. Sonrasında sıkça yapılan seçimlerle de ekonomi yönetimi bir anlamda popülizme yöneldi. Genişletici politikalar cari açık ve enflasyonu giderek tırmandırdı. Türkiye ekonomisini sürekli koşmakta olan bir atlete benzetirsek, bir yerde dinlenmesi ya da düşük tempoda koşması gerekiyordu ancak bu mümkün olmadı. Türkiye ekonomisinin tarihsel gelişim hızına baktığımızda yüzde 5-5,5’luk bir büyüme ortalaması görülmektedir. Mevcut yapıyla da bunun üstüne çıktığınızda sorunlar yaşamaya başlıyorsunuz. Büyüme elbette olumludur, gelir ve istihdam yaratır ve bu yönleriyle iktisat politikasının da temel hedefidir. Ancak, büyüme potansiyel milli geliri arttırmadan gerçekleşirse ekonominin çok ısınması denilen bir kavram ortaya çıkar. Dolayısıyla şu an ısınan o ekonomiyi soğutma çabalarını görüyoruz. Bir genellemeyle şunu söyleyebiliriz; artık inşaatla büyümenin sonuna geldik ve bundan sonra katma değer içeren yeni bir model bulmamız lazım.  Çünkü verilerimize bakıldığında toplam üretimde katma değerin payının oldukça düşük olduğunu görüyoruz.” şeklinde konuştu.


Ekonomik Krizde Bankacılık Sisteminin Önemi


“Ekonomik krizde ne yapılmalıydı? Biz ne yaptık?” sorusuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ozan Saray “Burada olan nokta bu krizin bir finans krizine dönüşmeden engellenmesiydi. Basitçe krediler geri dönmez ve bu durum da bankacılık sistemine yansırsa finansal krizle karşılaşmış oluruz. İlk elden alınan önlemler ve bankacılık sisteminin gücüyle bu durumla karşılaşmadık. Isınan ekonominin soğuması önemliydi. Koşan ekonominin yavaşlaması belki de bir süre dinlenmesi durumu. Daha iktisadi terminolojiyle, iç talebin düşürülmesi ve kredi maliyetlerinin arttırılarak yüksek getiri beklentisindeki sıcak paranın tekrar Türkiye’ye girişinin sağlanması. Uygun yatırım ortamının tesis edilerek sıcak paranın yanı sıra doğrudan yabancı yatırım girişlerinin de artması.” ifadelerini kullandı.


Üç kritik aşamanın olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Ozan Saray “İlk kritik aşama faiz oranlarının arttırılmasıydı, geçtiğimiz 13 Eylül’de yapılan para politikası kurulu ile T.C. Merkez Bankası (TCMB) faiz oranlarını 650 baz puan arttırarak repo faizini yüzde 24’e yükseltti. Bu ilk önemli aşama başarıyla atlatıldı. Faizin artması Türk Lirasını adeta bir koruma kalkanı içerisine alarak enflasyonun düşeceği beklentisi yaratması nedeniyle önemlidir. Bu kararın belirgin yansımasını da gerileyen döviz ve artan Türk Lirası ile kısa sürede gözlemledik. Faiz artışıyla güncellenen beklentilerin Türkiye’nin risk fiyatlamasını düşürmesi de önemlidir. CDS dediğimiz risk primimiz düştü ve on yıllık tahvil faizi de azaldı. Burada belirtelim ki Merkez Bankasının görevi fiyat istikrarıdır ve TCMB bu fiyat istikrarını sağlama noktasında piyasaya müdahale edeceğini göstermiştir.” dedi.


Saray “İkinci aşamanın yeni ekonomik program ismi verilen daha önceden de duyurulan orta vadeli plan olduğunu, bu program ile dış piyasaya sorunu bildiğini ve önlemini alacağını mesajını verdiğini, YEP’in tasarruf hedefleri var. Bu da maliye politikası bakımından önemli. Her ne kadar bu borç kamunun olmasa da daraltıcı bir maliye politikası izlemekte burada etkin olduğunu ancak programın olumsuz yanının işsizliği arttırması olacağını.” şeklinde konuştu.


Üçüncü kritik aşamanın ise uygulama olduğunu belirten Saray “Risk şuydu, şu an şirketlerin olan borç bankacılık sistemine yansırsa bu da belli bir dönem sonra devletin borcu haline gelebilirdi. Bu bakımdan atılacak adımlar yani programın uygulanması önemli.” dedi.


Şu an yaşadığımız durumun 2001 kriziyle aynı olmadığını belirten Saray “2001 krizi gibi değil. Halka yansıması da 2001 krizi gibi olmadı. Üç tane fark var arada: Birincisi buradaki borç devletin değil özel sektörün, ikincisi de bankacılık sistemi güçlü. Üçüncü olarak, ÜFE ile TÜFE rakamları arasında fark var. ÜFE, TÜFE’yi geç etkiliyor ve neredeyse TÜFE’nin iki katı. Bu veriler, enflasyonun tüketiciye yansımasının tedrici olacağını gösteriyor.” şeklinde konuştu.


Ekonomik Krizde Yeni Dönem


“Bundan sonra ne yapılabilir?” sorusuna dikkat çeken Saray “Burada çözümü reel sektörde aramamız lazım. Yapısal reformlar çok önemli. Biz iktisatçılar yapısal reformların üzerinde çok duruyoruz. Yapısal reformların ekonomik olduğu kadar sosyal ve siyasal yönleri de vardır. 2019’dan sonra Türkiye ekonomisine ne olacak sorusunun cevabı yapısal reformlarda yatıyor. Öncelikle vergi reformu yapılmalı. Türkiye’de alınan vergilerin önemli bir bölümü dolaylı vergiler yani bu vergileri gelirden kesemiyoruz da tüketimden kesiyoruz. Şimdi bu durum ekonomide gelir adaletsizliği yaratıyor. Dolaylı verginin en bilineni katma değer vergisi (KDV). Örneğin KDV hem gelir adaletsizliği yaratıyor hem de fiyatları artıyor. Bu da son tahlilde enflasyonu arttırır. Yapısal reforma KDV azaltılarak bunun yerinde doğrudan vergiler arttırılarak başlanabilir. Bu bağlamda bütçe gelirlerinin konjonktürel dalgalanmalardan arındırılması da önemli. Yapısal reform denince, dış ticaret bağlamında, kısmi/geçici ithal ikamesi uygulamasına gidilebilir. 1920’lerin sonunda 1930’larda olduğu gibi sanayinin hatta belki de sadece sanayi değil tarım kesiminin de genel bir dökümü yapılıp, temel ihtiyaçları belirlenip ihtiyaca göre hangi ara mallar üretilebileceği belirlenebilir. Hem de en büyük sorunumuz olan döviz tasarrufu da sağlarız bu yöntemle. Üçüncü olarak hepimizin söylediği, ilgililerin de kabul ettiği eğitim reformu var. Eğitimimiz reforme edilmeli.” dedi.


Yaşanılan bu durumun yeni bir durum olduğunu belirten Saray: “Özellikle bankacılık sistemimiz için. Daha önce özel sektörün borçluluğu bu miktarda değildi. Genelde tüm gelişmekte olan ülkeler ve özelde biz borçlanamayacağız. 2008’den sonra var olan fon bolluğu artık çekilecek. Bu bakımdan da yeni bir dönem. Bir kere ekonomimiz güçlü, oldukça güçlü firmalarımız var. Süregelen iş yapma pratiğimiz ayrıca gelişmiş ekonomilerle çok kuvvetli bağlarımız bulunmakta. Olumsuz tabloyu zamanla geride bırakacağız ama ekonomimizi öyle bir yapılandırmalıyız ki ileride de bu biçimde ödemeler bilançosundan kaynaklanan sorunlar yaşamayalım dış ticaret fazlası veren ve teknolojide lider ülke konumuna erişebilelim” ifadelerini kullandı.


Haber: Ülkü ÖZER

Tags

Künye     ·     İletişim     ·     Tanıtım Videosu     ·     İnönü İletişim Arşivi     ·