İnönü Üniversitesinde 24. İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Dekanlar Toplantısı

Kampüs · March 26, 2018 · 0

İnönü Üniversitesinde 24. İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Dekanlar Toplantısı

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezinde 24. İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Dekanlar Toplantısı gerçekleşti. 

Gerçekleşen programa Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci,  Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkan Vekili Prof. Dr. Rahmi Er, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı-Sosyal Politikalar Başkanı-Malatya Milletvekili Öznur Çalık, İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay, Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, Sinop Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Dalgın, Türkiye İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Dekanları, İlk Kadın Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, Malatya Valisi Ali Kaban, Malatya Milletvekili Mustafa Şahin, Malatya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Çakır, Malatya İl Milli Eğitim Müdürü Ali Tatlı, akademik ve idari personel katıldı.

Açılış konuşmasını yapan İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fikret Karaman, “Bugün Üniversitemiz ve Malatya hem müstesna bir toplantıya  hem de Üniversitemizin kalbinde gençliği kucaklayan muhteşem bir caminin temel atma törenine ev sahipliği yapmaktadır. Allah’a hamd  kabilinden bir gerçeği ifade etmemiz gerekiyor. Bugün devletimizin orta öğretimde İmam  Hatip Liselerine, Yükseköğrenimde İlahiyat ve İslami Fakültelerine, kamuda Diyanet İşleri Başkanlığına tanıdığı imkan ve fırsatlar gerçekten takdire şayandır. Cumhuriyet döneminde bu bir rekor olarak kabul edilmelidir. Hiçbir İslam ülkesinde bu zenginliği görmek mümkün değildir. Toplumun problemlerini kendine dert edinen biri olarak şu hususun altını çizmek gerekir ki biz dini değerlerimizi paylaşma noktasında henüz olmamız gereken yerde değiliz. Çünkü İlahiyat ve Diyanetin ortak görevlerinden biri de toplumu itikat, ibadet ve ahlak konularında aydınlatmaktır. Bu boşluğun iki önemli sebebi vardır. birincisi 20. asrın yarısına kadar ülkemizde din hizmetleri kurumsal olarak yürütülemedi. Halk dini ihtiyaçlarını merdiven altlarında veya ehil olmayan ortamlarda aramaya başladı. Bu alışkanlığını hala bırakamadı. Başı ağrıyınca sağlık kurumlarına başvurmada önemli ölçüde başarılı oldu ancak dini ihtiyaçlarıyla ilgili doğru bilgiye ulaşmak için müftülüklere, camilere ve İlahiyatlara başvurmada çok başarılı olamadı. İkincisi de biz İlahiyat ve Diyanet kurumu olarak toplumla yeterince kucaklaşamadık. Dinin nasihat ve samimiyet prensibini bir kamu görevi ve konsepti içerisinde halkımızla paylaşamadık. Bazen de kamu görevliliğinin verdiği özgüven anlayışı bizi rahatlığa ve farklı anlayışlara sevk etti. Sonunda tabiat boşluğu kabul etmez prensibi gereğince kimi insanlar zaaf ve şöhret duygularıyla kendilerine uzatılan mikrofonlarda iştahla konuşmayı  ve itibar kazanmayı alışkanlık haline getirdi. Yanlarına da bazı insanlar çekmeyi başardılar. Ne yazık ki bu tür bireysel, hazırlıksız, din, bilim ve sosyolojik temellere dayanmayan yaklaşımlar fayda yerine çoğu kez zihin karışıklığına neden olmuştur. Her şeye rağmen düne göre bugün,  bugüne göre de yarın daha iyi olmak zorundayız.  Bu vesile ile üniversitemizde iki gün devam edecek olan bu toplantıda; inşallah eğitim-öğretim, usul ve esaslar başta olmak üzere birçok konu tartışılacak ve hayırlı  kararlar alınacaktır” dedi. 

İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay “İslam dünyası çeşitli sebeplerden dolayı krizler yaşamaktadır. Üzülerek görüyoruz ki, savaşların, ölümlerin yaşandığı bölgelerin başında Müslüman coğrafyalar gelmektedir. Bu tür olumsuz durumlardan gerekli dersleri çıkarmanın ve sorunlara çare bulabilmenin zorunlu hale geldiğini biliyoruz. Suriye, Irak, Afganistan, Yemen, Libya, Arakan, ve Afrika’nın bazı ülkeleri başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde zulümler yaşanmaktadır. Şüphesiz bu durum İslam dünyası açısından iyi bir görüntü olmadığı gibi bölge insanının  kaderi de olmamalıdır. Ülke olarak birçok Avrupalı devletten daha insani bir yaklaşımla 3 milyonun üzerinde Suriyeli misafirlerimize ev sahipliği yapıyoruz. Geçtiğimiz  hafta Afrin’in  terör örgütlerinden temizlenmesi ile kahraman ordumuz bölgeyi terör unsurlarından  arındırmakta huzuru temin etmektedir. Özellikle  FETÖ, DEAŞ, Boko Haram ve diğer gruplar yüce dinimiz İslam’ı istismar etmektedir. Egemen güçler ise bu istismarı kendi arzularına göre kullanarak İslam’ı ve terörü eş değer olarak göstermeye çalışmaktadır. Hain terör örgütleri İslam’ın kadim medeni değerlerini itibarsızlaştırma adına her türlü girişimde bulunmaktadır. Yaşadığımız coğrafya bize ekstra sorumluluklar yüklemektedir. Üniversiteler olarak topluma yön verecek bilimsel çalışmalara ve saha araştırmalarına önem veriyoruz. Nitelikli insan yetiştirmek temel amacımızdır. Bu minvalde Üniversitemizin ev sahipliğinde yapılan İlahiyat ve İslami İlimler alanında eğitim öğretimin yönetimi ve koordinasyonu hususlarında çeşitli değerlendirmelerin yer alacağı “24. Geleneksel İlahiyat ve İslami İlimler Fakültesi Dekanlar Toplantısı” oldukça önem  taşımaktadır. İki gün sürecek bu toplantıda İlahiyat ve İslami İlimler alanındaki çalışmalara yol gösterici olabilecek ve önemli sonuçların çıkacağını düşündüğümüz konular tartışılacaktır. Toplantının başarılı geçmesini temenni ediyorum” şeklinde konuştu.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, “Batının teklif ettiği hatta dikte ettiği düşünce ve davranış biçimi, insanlığın özlediği huzuru ve güveni tesis edemediği gibi, bilakis huzur ve geleceğe dair umudun daha da zayıflamasına sebep olmaktadır. Bilgi en büyük imkan ve güçtür ancak bizatihi güç ve iktidar kaynağı bilginin, insanlığın huzuruna vesile olması için ahlak, hikmet ve hukuk ile ilişkisi hayati önem taşımaktadır. Okumayı, anlamayı, aklını kullanmayı, bilgiye sahip olmayı emreden ve tavsiye eden birçok ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerin bulunduğunun unutulmaması gerekmektedir.Bu inanç ve azimle Müslüman alimler, 7. yüzyıldan Rönesans'a kadar 7 asır boyunca ilmin bütün alanlarında insanlığın inkişafına öncülük etmişlerdir. Hal böyleyken şimdi kendi medeniyeti ve kaynakları ile ünsiyet kurmakta ve yaşanan hayatın dinamiklerini takip etmekte zorlanan bir durumun varlığı gerçekten üzüntü verici ve dikkat çekicidir. Bilgi üretmeyenler, üretilen bilginin takipçisi hatta mahkumudur. İslam dünyası bilim, teknik, tıp, sosyal bilimler, dahası ilahiyat alanında bilgi üretme, bilgiyi güncelleme, değere dönüştürme ve hayata kılavuz yapma konusunda, maalesef, zamanın gerisinde kalmanın bedelini geçtiğimiz yıllarda acı tecrübelerle ödemiştir. Bu mesafeyi telafi etmek zorundayız.” dedi.
 
Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, “Toplantının özellikle Malatya'da yapılması çok önemlidir.  Malatya fikirde bir ekol şehridir. Biz birçok tartışmayı iş yerlerimizde, evlerimizde veya okullarımızda yapıyorduk. Ben üniversiteye gittiğimde tartışmalı ortamlarda Malatya’dan edindiğimiz ilim, Kur’an hadisleriyle konuştuğumuzda sen Malatya ekolünden misin diye sorarlardı" dedi. 

İlahiyat noktasında yetişmiş akademisyenlerin camilerde birer kürsülerinin olması ve halkı İslami ilimler hususunda aydınlatmalarını istediklerini belirten Tüfenkci, şunları söyledi:

“O zaman da ben hep şunu düşünüyordum: Biz çok geniş bir şekilde, terzi, esnaf, öğretmenlerimiz güncel meseleleri tartışıyorduk. Daha çok ilim ve ilahiyat noktasında yetiştirmiş hocalarımızın aramızda olmasını istiyorduk. Bu noktada Allah’a hamdolsun ülkemizde 80 İslam ve İlahiyat Fakültesi oluştu. Diyanet İşleri Başkanlığımız çok daha görünür hale geldi. Gönül arzu ediyor ki ilahiyat ve İslami bilimlerdeki hocalarımızın camilerde birer kürsüleri olsun, hafta sonları gelsinler o kürsülerde ders saatleri olsun alanlarında halkımıza gençlerimize İslam’ı anlatsınlar. İnönü Üniversitesi İslami İlimler noktasında üstlendiği rolden dolayı teşekkür ediyorum.”

Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşen toplantıda konuşan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “İlahiyat ve İslami İlimler Fakültelerinin İslam’ın doğru kaynaklardan öğrenilmesi ve öğretilmesi adına önemli görevler üstlendiğini söyledi. Bu fakültelerin ayrıca huzur ve barışın tesisine de büyük hizmet ettiğini dile getiren Bozdağ “Dinimiz, kültürümüz ve aziz milletimiz ilme, alime bilene daima büyük değerler vermiştir. Bilenlerle bilmeyenleri hiç bir zaman eşit tutmamıştır. İslam alimleri Peygamberimizin dünyadaki varisleri olarak o mirastan ne kadar çok pay alırsa, aldıkları payları ne kadar çok başkalarıyla paylaşırsa işte o zaman vazifesini layıkıyla yerine getirmiş olurlar” ifadelerine yer verdi.


İslam’a dönük saldırılar karşısında en büyük güçlerinin gerçek ve doğru bilgi olduğunu ifade eden Bozdağ, “Doğru bilginin sahibi de ehliyetli İslam alimidir. Bugün pek çok saldırı ile karşı karşıya kalıyoruz. Eğer İslam alimleri susarsa ya da hakkı söylemekten sarfı nazar ederse, ya da da ben hakkı söylersem başıma neler gelir diye endişe ile hareket ederse o zaman meydan cahillere kalır. İşte o zaman halk ile batıl karıştırılabilir. İşte o zaman Allah’ın ayetlerini dünya menfaatleri karşılığı farklı göstermek isteyenler güçlenebilir. İşte bunları önlemenin de yolu ilim ehlinin susmamasıdır” şeklinde konuştu.

İslam alimlerine çok büyük işler düştüğüne yürekten inandığını kaydeden Bozdağ şöyle devam etti:

“İslam dini son dindir. Bizim Peygamber efendimiz son Peygamberdir. İslam kıyamete kadar yaşayacak dindir. Peygamberimizin Peygamberliği kıyamete kadar sürecektir. Siz İslam’ı dondurduğunuz zaman ortaya çıkan sorunlara cevap vermekten aciz kalırsınız. Kur'an’da, sünnette kesin hüküm varsa amenna deyip hepimiz uyacağız, onu tartışmaya kimsenin hakkı yoktur. Ama açık ve kesin bir hüküm yoksa işte o zaman Kur'an ve sünneti esas alacağız. Bilimden ve ilimlerden gelişmelerden istifade ederek Kur'an ve sünnete uygun hüküm çıkarmak da İslam alimlerinin görevidir. Bu görevi layıkıyla yerine getirmezlerse başkaları yerine getirmek için hazır bekliyor o zaman da ortaya çıkan bilgi ne kadar sahihtir ne kadar değildir ona hepimizin bakması gerek.” 

Bozdağ “Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği güncelleme dediği şey dinimizi doğru anlamak konusunda bizim alın teri dökmemizdir. Zamanın değişmesi ile hükümlerin değişmesine imkan veren konular varsa orada fark yapmak. Yoksa Kur'an’ın ayetinin, Peygamberimizin sünneti ile sabitlenmiş konularda bir akıl yürütme ve onu başka bir yere çekmek kesinlikle değildir. Dinde reform hiç değildir. O ayrı şey, bu ayrı şeydir. Buradan Cumhurbaşkanımıza saldırı yapanlara da seslenmek istiyorum: Allah’tan korkun. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, aklının erdiği günden beri Allah’a ve Resuluna sadık, onun yolunda alın teri döken yiğit ve kahraman bir Müslümandır. Yaptıkları ortadır. Bugün Türkiye’de Müslümanların inandıkları gibi yaşaması, inandıkları dini öğrenmesi, toplum içerisinde saygın bir birey olarak yer almasının önündeki engelleri bir bir kaldıran liderdir. Ortaya çıkan yanlışlar karşısında elbette onunda söz söylemesi ve yanlışlara isabet etmesi doğru olandır. Bunu çarpıtmamak lazım. Sayın Cumhurbaşkanımızın sözleri üzerinden bazı çevrelerin çok ayrı bir çarpıtma içerisinde olduklarını görüyoruz ve onlara diyoruz ki Allah’tan korkun. İftira etmeyin, yalan söylemeyin. Veremeyeceğiniz hesabın altına kendinizi sokmayın. Ama yapıyorlar. Biz sadece onlara kul hakkını ve bunun altında kalkılamayacak bir hesap olduğunu buradan hatırlamakla yetinebiliriz. Bizim dine bakış açımızın zamanın şartlarına göre elbette farklılık göstermesi normaldir” dedi.

İslam dünyasının çok büyük tehditlerle karşı karşıya olduğunu da ifade eden Bozdağ “Bunlardan en önemlisi de İslam’ın temel kavramlarının itibarsızlaştırılmasıdır. İslami değerlerin itibarsızlaştırılmasıdır. DEAŞ terör örtüğü insanları vahşice keserken ‘Allah’u Ekber’ diyor. İnsanlar bu görüntüleri görünce adeta Allah’u Ekber diyenden adeta çekinir hale geliyorlar. DEAŞ terör örgütünün yaptığının İslam’dan yakından uzaktan alakası yok. Hakkı batıl ile karıştıran bu kişilere dur diyecek de elbette ki İlahiyat ve İslami İlimler Fakültesinin araştırmacıları, İslam alimleridir” şeklinde konuştu.

İslam’ı itibarsızlaştırmak için yapılan çalışmalardan bir diğerinin ise terörle İslam’ı eş göstermek olduğunu dile getiren Bozdağ “İslam deyince terör, kan, terörist, vahşeti akla getirecek fotoğrafları aktörleri çoğalmak gayretindeler. İslam dünyasının dört bir yanında kan ve gözyaşı var. Birbirlerini öldürüyorlar. Peki bu terör saldırılarından kazananlar kim? Bunları fonlayanlar İslam’a ve Müslümana düşmanlık yapanlardır. Kaybedenler kim? Müslümanlardır” şeklinde konuştu.

FETÖ’nün yeni bir haşhaşi anlayışını Türkiye’ye getirdiğini belirten Başbakan Yardımcısı Bozdağ, şöyle devam etti:

“Ama bizim bu örgütler hakkında uyarılmaya ihtiyacımız yok mu? Var. O zaman bu terör örgütlerini, teröristleri ifşa edecekler İslam alimleridir. Eğer FETÖ’yü ve diğer terör örgütleri konusunda önceliği İslam alimlerinin bulunduğu kurumlarımız almazsa Diyanet İşleri Başkanlığı almazsa kim alacak? Terör ateşini İslam coğrafyalarından sonsuza dek beraberce ancak çıkartabiliriz. Dış güçlere bahane bularak sorumluluktan kurtulamayız.” 

Son zamanlarda mezhepçilik fitnesini de uyandırmaya çalışanların olduğunu kaydeden Bozdağ konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Biz mezheplere inanırız, Kur'an ve sünneti doğru anlatmak adına mezhepler bizi aydınlatan birer rehberdir. Ama mezhepçilik bu topraklarda hiç olmadı. Müslümanları birbirine düşman kılmak ve önlenemez tartışmalar çıkarmak ve hatta çatışmalara zemin hazırlamak için bazı ülkelerin istihbarat örgütleri mezhepçiliği hem pompalıyor hem de bazı gafilleri fonlamaktadır. Farkında bile olmadan istihbarat örgütlerinin hedeflerine hizmet eden insanlar ortaya çıkabilir. Ama onun için bizim bu mezhepçilik fitnesine yatırım yapanlara karşı söyleyecek sözümüz bu fitneyi uyandırmak isteyen birini gördüğümüzde ‘aman yapma, ne yapmaya çalışıyorsun’ demeniz lazım. Şimdi bunu söylediğimizde başka noktalara çekmek isteyenler var. Bu fonlanan gafiller kendilerini görmesi lazım, ama görebiliyorlar mı onu hep birlikte bizim görmemiz lazım. Bu tür işleri deşifre etmekte fayda olduğunu söylemek istiyoruz. Hepimizin uyanık olması gerekiyor”

Son dönemlerde Türkiye’de ehli sünnet alimleri diye yeni bir tabirin çıktığını da kaydeden Bozdağ “Ehli sünnet müdafisi, bekçisi diye isimler kullanılıyor. Böyle isimlere bizim ihtiyacımız var mı? Biz hepimiz ehli sünnetiz. Hepimiz gerektiği zaman bu din için her şeyi yapacak insanlarız. Ama deniyor ki 'bak işte başkaları şöyle yapıyor', burası savunmasız kalıyor, buraya bir bekçi lazım. Dernek kur, vakıf kur, araştırma merkezleri kur. Ben soruyorum yüzlerce yıldır bu konuda dernekler vakıflar araştırma merkezleri kurulmadı da birden bire mantar gibi nereden çıkıyorlar. Bu mezhepçilik fitnesine karşı hepimizin uyanık olması gerekiyor. Mezheplerden azami derece de istifa ederek yolumuza devam edeceğiz. Biz, bir ateş yakılmak isteniyor, o yakanları görenler olarak söylüyoruz. Yarın bu fitne büyüyüp hepimizi yaktığı zaman kim mesul olacak? İlahiyat ve İslami İlimler Fakültelerinin saygın hocalarına bu konuda hasetten büyük bir dikkat ve basiretle hareket etmelerini bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Kadın ve çocuk istismarı konusuna da değinen Bozdağ, bu konuda kadına ve çocuğa İslam’ın büyük önem verdiğini söyledi. Diyanet İşleri Başkanlığı ile İlahiyat Fakültelerini bu konuda yeteri kadar çalışma yapmamasına değinen Bozdağ “Soruyorum: Bu konularda neden daha fazla doktora tezi yaptırmıyorsunuz? Çocuklar konusunda bir bakayım kaç tane kitap var diye. Birbirinin kopyası saydığımız zaman çok az, neredeyse yok denecek kadar. Neden çocuklar üzerine yatırım yapmıyoruz? Neden bu konuda daha çok araştırma, geliştirme faaliyetine destek vermiyoruz? Kadın konularında bizim daha fazla çalışmaya ihtiyacımız var. İslam kadına en büyük şerefi vermiş. Kadının hakkı ve hukukunu koruma noktasında İslam’la yan yana olan ne dünyevi ne de ilahi dinler içerisinde başka kimse yok” ifadelerini kullandı.

Kadına yönelik şiddet konusunda Müslümanların suçlandığına dikkat çeken Bozdağ “Hemen birilerinin eli İslam’ı Müslümanları gösteriyor. Kadın cinayeti dendiğinde hemen Müslümanları gösteriyorlar. Çocuğa karşı bir istismar, kötülük olduğunda herkesin suçladığı maalesef Müslümanlık oluyor. Kadına karşı çocuklara karşı yapılan haksızlıkların yanlışların işlenen günahların suçların hiç birisi İslam’a ciro edilemez. Bunları İslam’a ciro edenler ya cahilliklerinden bunu yapıyorlar yada İslam karşıtı olduğu için bunu yapıyorlar. Bizim kendi cehaletimizden, kendi psikolojimizden, kendi aile yapımızdan, geleneğimizden, çevremizden edindiğimiz kötü alışkanlıklar var. Bunları hemen birisi yapılan yanlışı meşrulaştırmak için bazıları da bu yanlışları dinimize mal etme gayreti içerisindeler. Bizim hep beraber kadın hukukunu aydınlatan çalışmalara daha fazla zaman ayırmamız lazım. Diyanet Vakfı bu konuda doktora çalışması yapanlara ekonomik destek sağlayabilir. Bütün dekanlara söylüyorum, Diyanet İşleri Başkanlığı ile istişare içerisinde olun” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Haber: Faruk KÜÇÜK- Şükran SULUBAY

Tags

Künye     ·     Hakkımızda     ·     İletişim     ·     Tanıtım Videosu     ·     İnönü İletişim Arşivi     ·