Eda Tezcan

Yaşam · April 30, 2019 · 0

“Herkesin Hayatı Kıymetli Bir Hikâyedir”

Diziler için senaryo yazmanın zorluklarını anlatan ve hikâye yazıp bunu izleyiciye sunmanın çok güzel bir his olduğunu söyleyen Senarist Eda Tezcan, “Herkesin hayatı ona özel dizayn edilmiş kıymetli bir hikâyedir.” dedi.


Hemen her gün ekranlarda karşımıza çıkan diziler, hikâyeleri ile dikkat çekiyorlar. Özellikle Türk dizilerinin bölüm sürelerinin uzun olmaları ve çok fazla sezonda ekranlarda olmaları, senaryoların nasıl uzatıldığı merak konusu oluyor. Konuyla ilgili konuşan ve yabancı bir dizi uyarlamasında dizilerin bizim kültürümüze daha uygun olanlarını seçmeye çalıştıklarını ifade eden Senarist Eda Tezcan, Kore dizileri örneğine değindi. Tezcan, Kore toplumunun kültürel anlamda bize benzeyen bir toplum olduğunu dile getirerek şunları söyledi: “Kore toplumu bizden daha muhafazakâr bir toplumdur. Zaman zaman onlarla ilgili uyarlama yaparken yerelleştirmede sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Mesela onlardaki bir bayramın bizde neye karşılık geldiğini bulmak, orada kabul edilebilecek bir konunun -örneğin hayaletler, öbür dünyaya gitmeler ve arafta kalmalar gibi- burada kabul edilip edilmediğini bulmak zor. İşin en zor kısmı o karakterleri bize benzeyen birine çevirmektir. Kore toplumunda daha derli toplu birer saatlik kısa bölümler varken, bizde dünyanın hiçbir yerinde olmayan uygulama ile diziler 150-160 dakikayı buluyor.” Tezcan “Bize dayatılan ayrımcılıkları kabul etmiyorum. ‘Diğer yarım’ projesinde demek istediğim ne kadar çarpışsak da bir gün kucaklaşacağımızdı. Kendimden çok şey kattım. Esma ve Zeynep karakteri benim iki tarafımı anlatıyordu. Ama genel olarak büyük resme baktığımızda Diğer Yarım bir Türkiye projesiydi” şeklinde konuştu.


“Siz İki Gözünüzü Kapatıyorsunuz da Biz Varız!”


Başörtülü bir karakteri oynatmanın alışılagelmişin dışında olmasının son derece canını sıktığını aktaran Eda Tezcan “Türkiye gibi bir ülkede nasıl alışılagelmişin dışında kalabiliyoruz. Ben bunu hiç anlamıyorum. Sokağa çıkarsanız Türkiye’de kadınların neredeyse yüzde 70’i başörtülü ve hiçbir dizide başörtülü bir karakter olmayışı kadar anormal bir şey olamaz.” dedi. Esasında sırf bunun için Diğer Yarım dizisini yaptığını belirten Tezcan “Siz iki gözünüzü kapatıyorsunuz da biz varız!” diyerek sözlerine şu şekilde devam etti: “Ben bu ülkede yaşıyorum, sokaktayım, kafedeyim, sinemadayım, edebiyattayım, üniversitedeyim, doktorum ve hâkimim ben her yerdeyim. Ben varım sen beni nasıl yok sayıyorsun. Diğer Yarım dizisinde ilk bölümün sonuna koyduğum sahne de kız, radyocu bir çocukla buluşmak ister. Görüşmek için anlaşırlar. Çocuk gelir bütün kızlara tek tek sorar ‘sen misin?’ diye fakat Esma’yı atlar çünkü başörtülü bir kız olabileceğini asla düşünmez. Aslında hep yok sayılan bütün başörtülü kadınlar için yaptım ben o sahneyi. Tarık, Esma’yı görmedi diye Esma yok olmadı. En sonunda Tarık Esma’yı gördü. Bu diziyi bu sahne için bile yazdığıma ve biz varız dediğime çok mutluyum.”


Her şeyi bir hikâye olarak gördüğünü belirten Senarist Eda Tezcan, “Hani herkes der ya ‘Hayatımı anlatsam roman olur’ diye. Ya senin hayatının neyi roman olacak derler. Ama gerçekten roman olur. Çünkü herkesin hayatı ona özel dizayn edilmiş kıymetli bir hikâyedir.” dedi. Eda Tezcan “Ben bu hikâyeleri bulmayı ve yazmayı seviyorum. Sadece insanın değil, kuşun, pencerenin hikâyesini de yazmayı seviyorum. Taşın hikâyesi de güzeldir. Taş bizden çok daha uzun süre yaşamıştır. Dolayısıyla hayatın her anını hikâye olarak yaşamayı seviyorum. Bu durum bazen hastalık olarak kabul ediliyor insanlar arasında ama değil bu gerçek bir şey. Hikaye yazdığın zaman bir yere gitmenin, bankta oturdum demenin anlamı oluyor.” şeklinde sözlerini kaydetti.


“Aşk Yazılmaz Yaşanır”


Mustafa Kutlu’nun çok önemli öykücülerden biri olduğunu söyleyen Eda Tezcan “Masumiyet Daima” kitabının süreci hakkında da bilgi verdi. Tezcan o süreci şöyle anlattı: “Mustafa Hoca Kız Kulesinden Galata’ya Mektuplar isimli ilk kitabımı ona götürdüğümde bana o türü basmak istemediğini söyledi. ‘Aşk konusu hocam aşkı yazdım’ dedim. Bana ‘Aşk yazılmaz yaşanır’ dedi. Öykülerim olduğunu söylediğimde ise bana ‘Gönder beğenmezsek biz sana dönmeyiz’ dedi. En iyi öykülerimi ödüllü öykülerimi seçtim fakat bir buçuk yıla yakın dönüş olmadı. Özgüvenim kırıldı ama göndermeye yine de devam ettim.” Bir gün Üsküdar’a gittiğimde ikindi namazını beklerken bankta bir kadınla karşılaşıp tanışınca Mustafa Hocanın ne söylemek istediğini anladım.


“Aşk bir cami kapısında ölmüş eşinin hatırasının çıkmasını beklerken yaşanıyordu. O zaman dedim ki hikâye böyle bir şey ve eve gidip o kadının hikâyesini yazdım. Mustafa hocaya gönderdim. Bana döndü ve dedi ki ‘Sen de ışık gördüm.’ Sonra ben dergâha hikâyeler yazmaya başladım. Artık hikâyecilikte tarzımı bulmuştum. Çok büyük, şaşırtıcı hikâyeler değil çok insani şeylerdi. Sonunda bir gün aradım. ‘Hocam kitap için teklifler var’ dedim. Mustafa Hoca da ‘Senin kitabın bu dergâhtan çıkacak’ dedi. Kitabım çıktı ve ‘Masumiyet Daima’ ismini de Mustafa hoca koydu. Mustafa Kutlu hocama bana yardımcı olduğu için teşekkür ederim.”


“Bence Bütün Dünyanın Kalbi İstanbul”


Kendisini İstanbul’a ait hissettiğini ve İstanbul’un çok özel bir şehir olduğunu belirten Eda Tezcan, “İstanbul’un canlı bir varlık olduğunu ve onu yaşadığımı düşünüyorum. İstanbul çok temiz ve çok kadim bir ruh. O ruhtaki güzelliği görebilirseniz çok şey anlatıyor. İstanbul’un oradaki hikâyeleri bana anlattığını gerçek anlamda dinliyorum. İstanbul benim birazcık arkadaşım, annem gibi. Beni alıp yamacına sığdırdığına ve beni bırakmadığına inanıyorum. İstanbul kendi toprağında barındıracağı insanları seçiyor ve onlar duymayı bilirse onlara bir şeyler anlatıyor.” ifadelerine yer verdi. Dizinin farklı ve güzel bir mecra olduğunu fakat kalıcı bir edebiyat ürünü olmadığını ifade eden Tezcan son olarak şunları söyledi: “Diziyi izleyince sabah olduğunda herkes yazmış olduklarımızı unutmuş oluyor. Ama bu dünyaya bir kitap ya da bir sinema filmi bırakmak dikili bir ağaç gibidir. Ölümsüzleşmek isteği bütün yazarların kalbinde vardır ve bu duyguyla yazarlar. Yazın alanında öyküden romana geçmek gibi bir arzu var içimde. Kendimi henüz hazır hissetmiyorum ama bir roman yazmayı düşünüyorum.”


Röportaj: Edanur Baytak

Tags

Künye     ·     Tanıtım Videosu     ·     İletişim     ·     İnönü İletişim Arşivi     ·