Prof. Dr. Hatice Birgül Cumurcu

Sağlık · Feb. 8, 2019 · 0

“Depresyon Tedavi Edilmediğinde İntiharla Sonuçlanabilir”

Depresyon günümüzde yaygın görülen ruhsal bir bozukluktur. Dünyada depresyon yaygınlığının %3-6 kadar olduğunu, hayat boyu riskin erkekler için %3-12, kadınlar için ise %10-26 arasında değiştiğini söyleyen Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hatice Birgül Cumurcu, depresyonun kadınlarda iki kat daha fazla görüldüğünü söyledi.


Depresyonun Türkiye’de ve dünyada süreğenleşme eğilimi gösterebilen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Cumurcu, depresyonun duygu durum bozukluğu olduğunu, duygusal, zihinsel ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren ciddi ama tedavi edilebilir bir ruhsal hastalık olduğunu, en dikkat çekici özelliğinin çökkün ruh hali ve zevk almada belirgin azalmalar olduğunu kaydetti. Cumurcu, kişinin günlük faaliyetlerini yerine getirmesini engellediğini, yaygın görülen bir ruhsal hastalık olduğunu, mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini, tedavi edilmediğinde ciddi toplumsal ve ekonomik sorunlara yol açabileceğini, süreğenleşebileceğini ve hatta intihar sonucu ölümlere sebep olabileceğini söyledi. Depresyona giren bir kişide mutsuzluk, neşesizlik, keyifsizlik, isteksizlik, umutsuzluk ve karamsarlık görüldüğünü, kişiler derin bir üzüntü içinde olduğunu, gelecekleri ve yaşadıkları ile ilgili olarak hep kötümser düşündüklerini, olağan etkinliklerden zevk almadıklarını, bazı kişilerde anksiyete (bunaltı) düzeyinin çok artığını, uyku düzeninin bozulduğunu, uykusuzluğun başladığını söyleyen Cumurcu, gece yattığında bir türlü uykuya dalamadığını ve gece sık sık uyanmaları olabileceğini, sabah kalktığında da kendini yorgun, halsiz, bitkin hissettiğini, dikkatlerinin dağınık olduğunu, yapmak istediği işi yapıp bitiremediklerini, genel olarak ilgilerinin azaldığını belirtti.


Cumurcu, “Umutsuzluk ve çaresizlik duyguları yoğun olur. Düştükleri bu durumdan kurtulamayacaklarını düşünebilirler. Basit günlük işlerini bile yapmakta zorlanırlar. İsteksizlikleri nedeni ile eskiden katıldığı sosyal ortamlara girmek istemezler. Daha çok içine kapanır, odasından ve evden dışarı çıkmak istemezler. Kendilerine bakımları azalır. Giyimine, kıyafetine eskisi gibi özen gösteremez. Kişilerin çoğunda duygu durum değişiklikleri ile birlikte iştah ve kilo kaybı da görülebilir. Depresyonun ağırlık derecesine göre hafif, orta, ağır diye ayırabiliyoruz. Ağırlık derecesine göre kendini değersiz ve hiçbir işe yaramıyormuş gibi hissetme semptomları da eklenebilir. Hayat ona yük gelmeye başlayabilir, istediği şeyler olmadığı için hayal kırıklığı yaşar. Umutsuzluk, kötümserlik, benlik saygısında düşme ve suçluluk duyguları intihar düşünceleri ve eylemlerini uyarabilir. Ölsem de kurtulsam, artık bu hayat bana ağır geliyor gibi düşünceleri de olabilir.” dedi.


“Depresyonun Çok Çeşitli Sebepleri Olabilir”


Cumurcu, birçok psikiyatrik hastalıkta olduğu gibi depresyonda da tüm kliniği açıklayacak bir neden bulunmadığını, depresyonun çok çeşitli sebepleri olabileceğini, genel kabul gören görüş, beyinde kimyasal iletimde rol alan maddelerle ilgili bir dengesizliğin olduğunu,  yanı sıra genetik etkenler ve çevresel etkenlerden de bahsedilebileceğinin altını çizdi. Cumurcu, kişinin yaşadığı güçlükler, sıkıntılar, bunlarla baş edememesi gibi sebepler depresyon oluşumunu tetikleyebildiğini, yani bu çevresel faktörlerin olması beyindeki kimyasal iletimde rol alan maddelerin dengesizliğine sebep olarak depresyona zemin hazırlayabildiğini, yine kullanılan ilaçların uykusuzluğun ve mevsimlerin de depresyona neden olduğunu ifade etti. Cumurcu, depresyon tanısı koyabilmek için anlattığımız belirtilerin tamamının olması gerekmediğini, bu belirtilerin kişinin işlevselliğini bozacak kadar ağır ise ve başka nedenlere bağlanamıyorsa depresyon tanısının konulduğunu ifade etti. Cumurcu,  günümüzde depresyon tanısı için DSM-V tanı sistemini kullandıklarını, DSM-V tanı sistemine göre, iki haftalık süre içerisinde 5 ana belirtinin bulunması gerektiğini, bu belirtiler arasında depresif duygu durum ya da eskiden ilgi duyulan etkinliklere ve olaylara ilginin ve zevk kaybının bulunması gerektiğini kaydetti.


Cumurcu, “Hastanın durumuna göre hafif ise ya da orta ise poliklinikte ilaç tedavisi ve psikoterapi başlayabiliyoruz. Hastaların rahat kullanabilecekleri ilaçları tercih ediyoruz. Hastaların klinik durumlarına göre ilaç tercihleri yapıyoruz. İlaç tercihlerimizde, hastaların işlevselliğini olumsuz etkilemeyen, rahat kullanabilecekleri, hem de mümkün olduğunca yan etkileri az olan ilaçları tercih etmeye çalışıyoruz. Hastanın depresyonu ağırsa, hastanın psikotik, ve veya intihar düşünceleri mevcut ise bu hastalarımızı mutlaka yatırarak tedavi ediyoruz. Yatırmamızın sebepleri şunlardır: Bu hastalar gözümüzün önünde olsun, tedavi için başlayacağımız ilaca daha rahat başlayabilelim, daha hızlı tedavi yöntemleri ile müdahale yapabilelim diyedir. Bu hastalara etki süresi daha kısa sürede başlayan ilaçlar tercih ederiz. Yine hastaları daha kısa sürede toparlayabilmek amacı ile EKT dediğimiz (elektro konvülsif tedavi) tedavi en sık tercih ettiğimiz tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır. Ayakta takip ettiğimiz hastalara tercih ettiğimiz ilaçlar daha çok hastanın klinik durumu da göz önünde bulundurularak başlanır. Yine poliklinikte ve yatırılan hastalara ilaç tedavisi dışında psikoterapiler de başlarız. Hastaları poliklinikten tedavi ediyorsak 10-15 günde bir gibi daha sık aralıklarla görürüz, hastanın şikâyetleri düzelmeye başlayınca ayda bir gibi daha seyrek aralarla hastamızı takibe alırız.” şeklinde konuştu.


“İlaç Tedavisi ile Psikoterapiye Birlikte Başlıyoruz”


Psikoterapinin yarar sağladığını, ilaç tedavisini yaparken psikoterapiye de aynı zamanda birlikte başladıklarını, hem ilaç tedavisini hem psikoterapi tedavisini bir arada yürüttüklerini, özellikle önerdikleri hastalıklarda daha kısa sürede daha olumlu sonuçlar verdiğini, daha çabuk düzelmede etkili olan bilişsel davranışçı terapi (BDT) sistemi olduğunu söyleyen Cumurcu, ilaç tedavisinin yanında bilişsel davranışçı terapi sistemini uygulayarak hem ilaç hem BDT tedavisini birlikte yürüttüklerini, bu iki tedaviyi birlikte uyguladıklarında da daha olumlu sonuçlar aldıklarını, hastaların daha kısa sürede toparlandıklarını,  daha sonrasında tekrar tekrar depresyona girme olasılıklarının azaldığını belirtti. Cumurcu, “Depresyon yaygınlığı %3-6 arasındadır Epidemiyolojik veriler herhangi bir yılda kadınlarda %13, erkeklerde %8 gibi oranlarda depresyon görülmektedir. Görüldüğü gibi depresyon kadınlarda daha yüksek oranda görülmektedir. Özellikle yineleyici (tekrarlayan) depresyon kadınlarda daha sıktır. Kadınlarda depresyonun daha fazla görülmesi hormonal nedenler ve geleneksel kadın rolü ile ilişkili olabileceği gibi, erkeklerin belirtilerini alkol kullanımı veya değişik eyleme vurma davranışları içinde olmasından dolayı kaynaklanabildiği görülmektedir. Bunun dışında polikliniklerimizde bayan depresyon hastalarını daha çok görmekteyiz. Bunun nedeni bayanlarda daha yüksek oranlarda depresyon görülmesi olabileceği gibi, bayan hastalar depresyona girdiklerinde yardım arama davranışı içinde olmalarından da kaynaklanabilir. Ayrıca erkeklerin daha az yardım arama davranışı içinde olduklarını gözlemlemekteyiz.” dedi.


Depresyonda olan bir kişinin yüzünün daha asık olduğunu, moralinin bozuk olduğunu, daha yavaş hareket ettiklerini, dikkatinin daha dağınık olduğunu belirten Cumurcu, yüz ifadelerinin daha depresif olduğunu, dışarıdan bakıldığında depresyon hastası olduğunu anlayabileceğimizi, daha yavaş yürüdüklerini, daha alçak bir ses tonuyla konuştuklarını, dikkatlerini toparlayamadıklarını, uykusuzluğun, iştahsızlığın ve zayıflamanın görülebileceğini açıkladı. Cumurcu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: “Depresyonda tedavi işbirliği yapan hastalarda tedavinin başarısı hemen hemen kural gibidir. Bu bireyler tedaviye yüksek oranda yanıt verirler. Depresyon hiç tedavi edilmediğinde de düzelebilir, ancak bu süreç çok daha uzun zaman alabilir. Bazen de tedavisiz ve ağır depresyon olgularında intihar girişimleri ve ölümleri görebilmekteyiz. Depresyonda olduğunu hisseden bireyin “ben bir psikiyatriste gideyim, tedavi olayım, daha çabuk toparlanayım” diyebilmesi lazımdır. Ya da çevresindeki yakınları fark ederse mutlaka tedaviye yönlendirmelidir. Bazı kişiler ise “ben bir psikiyatriste gidersem kullanacağım ilaçlar beni bağımlı yapar” gibi yanlış düşüncelere sahiptir. Bu yanlış düşüncelerden dolayı da psikiyatriste gitmekten çekinip tedavi olmayı kabul etmeyenler olabilir. Bu yanlış düşüncelerin altını çizmekte yarar vardır. Depresyon tedavisinde günümüzde kullanılan ilaçlar, rahat kullanılabilen, bağımlılık yapmayan, hastaları kısa sürede toparlayabilen ilaçlardır. Gönül rahatlığıyla kullanılabilir. Depresyonda olduğunu hisseden bireyin mutlaka psikiyatrik yardım ve destek alması gerekir.”


Haber: Ülkü Özer

Tags

Künye     ·     İletişim     ·     Tanıtım Videosu     ·     İnönü İletişim Arşivi     ·