Doç. Dr. Fatih Özdemir

Kültür Sanat · Feb. 8, 2019 · 0

“Tasarım Hayatımızın Merkezinde Var”

İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Özdemir ile grafik tasarımı üzerine röportaj gerçekleştirdik. Özdemir, program kullanmayı öğrenen herkes kendisini tasarımcı zannediyor diyerek tasarımın fikir ile başladığını ve fikir olmadığında ortaya çıkan şeyin dizgiden öteye geçemediğini belirtti.


Özdemir, insan elinden çıkan her şeyin tasarlandığını, tasarımın hayatımızın merkezinde olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bizim şöyle bir gerçeğimiz var, hayatımızdaki insan elinden çıkan her şey tasarlanıyor. Yani sizin saçınızdan ayakkabınıza kadar her şey tasarlanıyor. Tasarım hayatımızın merkezinde var. Biz de işin Görsel İletişim Tasarımı kısmı ile ilgileniyoruz. Biz görsel olarak iletişim kurduğumuz mecraları tasarlıyoruz. Görmek eylemi üzerinden iletişim kurmaya çalışıyoruz insanlarla. Kapsamı ne peki? Önceden masaüstü yayıncılık daha güçlüydü; gazeteler, dergiler, matbaada basılan her türlü broşürler, kataloglar bunların hepsini biz tasarlıyoruz. Son dönemde dijitalle beraber aslında web sayfası tasarımı, oyun ara yüzleri, oyun karakter tasarımları, mekân tasarımları, konsept çizimler, illüstrasyon, kitap tasarımları, kitap kapakları, afişler bir dünya iş kapsama alanımıza dahil oldu.”


Özdemir, grafik tasarımcıda bulunması gereken en önemli özelliğin entelektüel birikim olduğunu ve bu özelliğin sadece grafik tasarımcılarda değil tüm üniversite mezunlarında olması gerektiğine değinerek şunları belirtti: “Özellikle grafik tasarımcıda olması gerekiyor. Grafik tasarımcısınız ve ajansta çalışıyorsunuz, bir inşaat firması sahibi geliyor inşaat firmasına kurumsal kimlik istiyor. Bir inşaat firması ne yapar çok iyi bilmek zorundasınız ki ona uygun kurumsal bir kimlik yapabilesiniz. Ertesi gün bebek bisküvisi üreten bir firma geliyor bu sefer onun ihtiyaçlarını karşılamak zorundasınız. Bütün sektörler sizin potansiyel müşteriniz olduğu için her şeyin ucundan kıyısından bilmek gerekiyor. Bir de şöyle bir zor kısmı var, mesela bir kitap kapağı yapacaksınız, kitabın yazarının elinde altı yüz sayfa var ve o altı yüz sayfada bizlere karakteri tanıtıyor ve karakterin temel özelliklerini anlatıyor, yaşadığı coğrafyayı, arkadaşlarını anlatıyor ondan sonra başına bir sürü olaylar geliyor onları anlatıyor. Biz onun ruhsal değişimlerini, görünümlerini fark ediyoruz ve olayları yaşıyoruz. Sonra yavaş yavaş çözüm kısmında olaylar bitiyor ve biz o hikâyeyi aşama aşama bütün detaylarıyla yaşayarak okuyoruz. Sonra yazar bize gelip diyor ki, ‘ben altı yüz sayfada derdimi anlattım sen bana öyle bir kapak tasarımı yap ki her şeyi tek fotoğrafta, tek görselde ve tek karede anlat.’ Yazar çok rahat koskoca altı yüz sayfa var elinde yazdığı kadar yazıyor ama grafik tasarımcının tek bir kurşunu var. Bütün o meseleyi anlatmak zorunda, bunu yaparken estetik olmak zorunda, iletişim kurup amaca hizmet etmek zorunda ve bunların hepsini tek bir karede tek bir imgeyle yapmak zorunda. Grafik tasarımcının o gücü elde edebilmesi için de işte o entelektüel birikim dediğimiz çok fazla görmüş, çok fazla okumuş, çok fazla biriktirmiş, düşünebilen ve en önemlisi ‘neden?’ sorusunu sorabilen yapıya sahip olması gerekiyor.” Fatih Özdemir, Grafik Tasarımına olan bakış açısının olmayanı aramak olduğunu, hiçbir şeye benzemeyeni aradığını gerçek tasarımın ve fark yaratan tasarımın bu olduğunu söyledi.


“Program Kullanmayı Öğrenen Herkes, Kendini Tasarımcı Zannediyor”


 Grafik tasarıma ilk başladığı günden bugüne teknolojinin gelişmesi ile her alanda olduğu gibi tasarım alanında da yeniliklerin yaşandığı konusunda teknolojinin iyi yönlerinin olduğu kadar zararının da olduğuna değinen Özdemir, şunları dile getirdi: “Tabii ki iyi oldu, ben teknolojiyi çok severim ve sonuna kadar da kullanmak isterim. Teknoloji hayatımızda sonuna kadar olsun istiyorum ama tabii kötü tarafları da var. O da şöyle bir şey: Grafik tasarıma profesyonel olarak 1998’de başladım. Fakat ortaokuldan beri sınıftaki bütün dönem ödevi kapaklarını ben yapıyordum. Hep tasarıma dair bir şey vardı hayatımda. Sonra bana, ‘sen niye grafik tasarım okumuyorsun?’ dediler ve biraz öyle başladı maceram. O zaman ben tabelacılarda da çalışıyordum. İş öğrenmek için birçok tabelacıda çalıştım. O dönem bilgisayarlar ve şimdiki sistemler yok denecek kadar azdı. Biz letraset denen bir harf kataloğu vardı, oradan karakterleri seçip cetvelle büyütüp büyük kağıtlara yazıp harfleri maket bıçakları ile kesip metal levhalar üzerine yapıştırıyor sünger ve boya ile birlikte onu geçirip tabela yapıyorduk. O dönemler çok keyifli dönemlerdi. O açıdan teknoloji güzel bir şey ama zararı şu: Şimdi bizim öğrencilerde de şöyle bir algı var, iyi program kullanıyorsan iyi tasarımcısın zannediyorlar. Bu en büyük hata. Photoshopu, İllustratorü ya da 3DMaxi örneğin çok iyi kullanıyor olabilirsin fakat bu seni tasarımcı yapmıyor. Teknolojinin en büyük yanılgısı o program kullanmayı öğrenen herkes kendisini tasarımcı zannediyor ama tasarım fikir ile başlayan bir şey. Fikrin yoksa tasarım hiçbir işe yaramıyor. Demek ki malzemeyi kullanmayı bilmek onunla çok iyi işler çıkaracağınız anlamına gelmiyor. Bu işin kötü tarafı her bilgisayara Photoshop kuran ya da İllüstratör kuran ‘ben tasarımcıyım’ deyip ortada geziyor. Bunun dışında teknolojinin sonuna kadar yanındayız.”


Eğitimci kimliğinin yanında tasarımcı kimliği de olan Özdemir “Ben eğitimci olmayı, tasarımcı olmaya tercih ediyorum aslında o yüzden son zamanlarda mümkün olduğu kadar sektöre çalışan tasarımcı kimliğinden uzaklaşmaya çalışıyorum. Eğitimci kimliğine alışınca şöyle bir şey oluyor,  sınıfa giriyorsun herkes seni dinliyor, bir şey yapıyorsun, bir şey söylüyorsun ya da onlar devamlı tasarım yapıp getiriyorlar, eleştiriyorsun veya beğeniyorsun öyle bir süreç yaşanıyor. Müşteri ile karşılaştığın zaman bu alışkanlıkla, aynı iletişimi müşteriden de bekliyorsun ama o mümkün değil çünkü sektörde müşterinin parasıyla iş yapıyorsun. O yüzden kafana göre takılamazsın. Orada müşterinin isteklerine, hedefine ya da iletişim ihtiyaçlarına uygun bir iş ortaya çıkarmak zorundasın. Bu tasarımcıyı sınırlandıran bir şey. Akademisyen kimliği ile birikimlerini paylaşıyor olmak, daha çok önemsediğim bir şey. Ben piyasada iki tane kurumsal kimlik yapmaya harcayacağım vakti öğrenci yetiştirmeye harcasam onlar zaten mezun olduktan sonra piyasadaki o boşluğu dolduracaklar.” dedi.


Özdemir, alaylı-mektepli konusunda kişinin alaylı da olsa iyi tasarımcı olmak için kendini bir şekilde eğitmek ve eğitim sürecinden geçmek zorunda olduğunu ve eğitimin şart olduğunu şu sözlerle açıkladı: “Eğitim mutlaka şart ama o eğitimin okulda alınmasına gerek yok. Mesela bizim gibi sanat, yaratıcılık alanlarında oturmuş bir atölye kültürü vardır. Atölye kültürü de sanayideki usta çırak ilişkisi ile çok benzerdir. Yani, siz sanayide girerseniz çırak olarak hiçbir şey bilmeden 3-4 yıl ustanın yanında ustanın birikimlerinden faydalanıp iş öğrenirsiniz ve 4 yıl sonra artık siz de usta olup kendi dükkânınızı açabilecek yeterliliğe ulaşırsınız. Bizim atölyede de buna benzer bir ilişki vardır. Ben orada usta sıfatıyla bulunurum, yılların birikimini çıraklarla yani öğrencilerle paylaşırım. Onlar da bir deneyim kazanırlar ve mezun olduklarında onlar da birer usta olurlar bu açıdan çok önemsemiyorum alaylı mektepli meselesini. Çünkü alaylı da olsa iyi tasarımcı olmak için kendini bir şekilde eğitmek ve eğitim sürecinden geçmek zorunda. Doğru ve sağlıklı bir eğitim sürecinden geçtiği sürece o eğitimi nerede ve nasıl aldığı ile hiç ilgilenmiyorum. İster o deneyimi üniversiteden alsın isterse gitsin bir profesyonel reklam ajansından alsın. Dediğim gibi entelektüel birikimi varsa ve fikir üretirken o deneyimi o birikimi kullanabiliyorsa ve iyi fikir üretebiliyorsa gerisi kolay zaten her türlü halleder.”


“Grafik Tasarımcının İşi Problem Çözmektir”


Özdemir, tasarım alanının sanatsal ve ticari olarak iki boyutunun olduğunu ve tasarımcılar olarak müşterilerinin çözüm ortakları olduklarını söyleyerek şunları ifade etti: “Öğrenciyken ve öğrencilik sonrası dönemde ‘çok acayip tasarımlar yapacağım, dünyayı değiştireceğim’ diyen öğrenciler vardır ama bu biraz ütopik bir durum. Bizim işin bir sanatsal boyutu var bir de ticari boyutu var. İşe ticari boyutundan yaklaşacak olursak Yönetmen İlker Canikligil’in güzel bir sözü var ‘Müşterinin parası ile müşteriye hava atamazsınız’ diyor.  Müşteri size gelip “Benim şirketim var, şirketim için bir tane amblem istiyorum ve bu amblemi yapman için sana para veriyorum” diyor. İşin ticari boyutunda yani müşterinin parasıyla müşteriye iş yaparken “Sana çok acayip bir tasarım yaptım ama sen tasarımdan anlamıyorsun” gibi bir tavır sergileyemezsiniz.  O yüzden öğrencilere hep şunu söylüyorum; ‘Grafik tasarımcının işi problem çözmektir. Müşterinin bir ürünü vardır ve o ürünü en doğru şekilde temsil edecek ve tanıtacak bir stratejiye ihtiyacı vardır. Bu müşteri için bir problemidir ve bu problemi çözecek olan da sizsiniz.’ Bizim bütün işimiz problem çözmek aslında ve o problemi çözerken kişisel zevklerimize göre davranamayız. Grafik Tasarımın temel ilkeleri vardır. Bu temel ilkelerden sapmadan müşterinin istediğini müşteriye vermek zorundayız. Ama işte müşteri böyle uçan kaçan bir şey istiyorsa onu da oturup anlatmamız gerekiyor. İletişim, sürdürülebilirlik ve uygulanabilirlik açısından yanlış olduğunu anlatıp onu doğru şekilde yönlendirip problemine çözüm bulmaya çalışıyoruz ve hep şöyle bir şey söylüyorum öğrencilere, ‘Biz çözüm ortağıyız, müşterinin derdine derman olmak için ona çözüm üreteceğiz’ durumu böyle algılamak gerekir. Yoksa işin içinden çıkılmıyor. ‘Ben çok güzel bir şey yaptım müşteri bunu beğensin’ şeklindeki yaklaşım çok doğru değil. Kendin için çok güzel bir şey yapmak istiyorsan onu kendi paranla yapacaksın müşterinin parasıyla değil. İşe sanatsal perspektiften bakacak olursak orada tamamen özgürüz. Kendi sanat vizyonumuzu grafik tasarımın sağladığı olanaklarla istediğimiz gibi hiç kimseye hesap vermeden üretip onları da bir şekilde sergilerde, bienallerde ya da internet üzerinde yayınlayıp insanlara sunarak derdimizi anlatabiliyoruz.”


Son olarak Özdemir, grafik tasarım alanıyla ilgilenen ve bu alanda eğitim almak isteyen öğrencilere tavsiyelerde bulunarak şunları söyledi: “Entelektüel birikim. Yani çok okumaları, çok izlemeleri gerekiyor. Her şeyi bilmek zorunda değilsiniz, hiç kimse her şeyi bilemez ama bir şeyin içindeyseniz içinde olduğunuz şeyi detaylı bilmek zorundasınız. Örneğin müzik dinliyorsunuz onu kimin bestelediğini bilmiyorsunuz, internette sürekli şiir paylaşıyorsunuz paylaştığınız şiiri kimin yazdığını bilmiyorsunuz. Neyin içindeyseniz içinde olduğunuz şeyi çok iyi bilmek zorundasınız.”


 Özel Röportaj: Çiğdem ERHAN

Tags

Künye     ·     İletişim     ·     Tanıtım Videosu     ·     İnönü İletişim Arşivi     ·